"kalsaydın sohbet ederdik kış tadında kar renginde. kalsaydın düşlerden konuşurduk bir kadeh kırmızı şarap ikram ederdim sana bir de masum öpücük kondururdum yanağına sevgiyle. hani o hem var olan hem de hiç gelmeyen belki de gelemeyen sevgili var ya ondan konuşurduk uzun uzun. kalsaydın belki de ağız dolusu gülerdik seninle... kalsaydın... kalmadın.
kalma ne yapalım canın sağolsun. var git güle güle. hem de yüreğinde gülen çocuklarla birlikte geleceğe el ele.
herkes gitti. bende gittim. aslında belki de çok daha önceden gitmiştim de kimseler farkına varamamıştı gidişimin yüreğinde.içimdeki fırtınalar çok derinler de. o kadarki yüzeyde dalgalanmadı sular bile. herkesler gitti sen de gittin. sende git. neden gitmeyesin ki. kalmak için bir nedenin mi var. o halde gitmekle kalmaktan daha iyisini yaptın. belki herkesle gitmeliydim bende. gidemedim. kaldığıma göre demek ki terslik asıl bende
ben de gitmelimiyim bir yerlere. ama nereye. belki belki gelir benim de sevdiğim bu hafta sonu yada arar bu gece. belki de bakarsın yakınlarda bir zaman diliminde olmadık bir anda gelir. yada pes eder ben giderim. birlikte uyuruz bir gece sabaha karşı ayışığı içinde. sonra da birlikte açarız gözlerimizi güneşe. belki belki de gelmez yine. belki bende gitmem. hep yaptığım gibi beklerim bir gün gelişini.
saksıda ki menekşeler çoktan soldu onlar solmadan önce gel demeliydim biliyorum. ama gel gör ki diyemedim bir türlü. gel diyemedim. gel birlikte uyuyalım hiç diyemedim. diyemezdim de.
belki yeni mevsimlerin yeni menekşeleri açacak yakında kırlarda rengarenk ve sen yeni menekşelerinle yeni bir bahara başlayacaksın hem de her mevsim bahar olsa da. belki de bir menekşenin sesiydi peşinden sürüklenip gittiğin kim bilebilir ki bunu senden başka.
oysa erken açtı bu menekşe. üşüdü. bir daha asla eskisi gibi açmayacak menekşe ve bir daha asla eskisi gibi menekşe kokmayacak sabahlar.
menekşe açmadan önce gelmeliydi bahar.
sana hak vermiyor da değilim hani aslında. belki de hepten sen haklısın. kim olsa yerinde bu kadar beklemezdi alaycılığıma. oysa o alaycılık kaçıştı senden itirafsız. kolum kanadım kırık. yinede kimseler görmedi ağladığımı kimseler bilmediği sevdalandığımı. dört duvar karanlık gece ve yıldızlar dışında kimseler şahit olmadı sözü de bestesi de bana ait sana dair yaktığım türkülere.
şimdi sen de yoksun ve ben kendi kendime konuşuyorum sanki sen varmışsın gibi hala. yok olman iyi oldu bir bakıma. anlatacaklarımı anlatmak gafletinden kurtardın beni.anlatsaydım üzülürdüm. anlatsaydım utanırdım.
ne diyeyim gittin ve gitmekle kalmaktan alasını yaptın farkında bile olmadan bir aşk da böylece kayıp gitti ellerinden. bende artık susuyorum ve susmakla konuşmaktan alasını yapıyorum belki de.
sende dahil diğerleriyle aramızdaki en bariz farklardan biri bu kalman gerektiğinde gitmek.
gelirim dediğinde gelmemek. ararım dediğinde aramamak. hep sürüncemede yaşamak. neden bu kaçışlar. suçum ne. bilemedim. bilemedim çünkü sen hiç ama hiç bir şey söylemedin. sadece gittin. ansızın girdiğin hayatımdan ansızın çıktın yine.
kaygan zeminlerde yürümek bana göre değil. belki de ben bu nedenle uzağım. bu nedenleyoruldum düşmemeye çalışmaktan ellerinde. tutamadın beni. tutmak istemedin belki de.
ben ağzımdan çıkan sözleri zimmetli veririm. alındığından da emin olurum. kolay kolay da unutmam. unutsam da hatırladığımda sözümü yerine getiririm. kişisel bütünlük ve güvenirlik önemli. en azından kendi kendime olan güvenirliğim adına da olsa. belki de sen öylesine söyledin her cümleni. oysa gözlerimi gözlerimdeki kederi görebilseydin kırıldığımı da anlardın.
suçlamadım yargılamadım kızmadım da hiç sana. adını sevdiğim sevdiğine kavuşamayanım. akıllı adam olmanın ağırlığı yeter de artar sana. ben hissettiklerimi aktardım sadece ve bu kadarı belki de yeterli. konuşması gerektiğinde konuşmak kadar nerde susacağını da bilmeli insan. susuyorum. susuyor ve artık gidiyorum. ama sen yinede sev beni çocuksu bir inatla. yinede ara. aramak istediğinde ara. hatta söz verdiğin için değil istediğin için gel bir gece. ben istediğim için değil sen istediğin için kal.
her şeye ve geçen onca zamana rağmen bil ki bu uzak ve unutulmuş kentte iyi bir arkadaşın can yoldaşın hep var. bil ki bu kadın seni çok ama çook sevdi. sana verebileceği tek şeyi : yüreğini verdi. hem de hesapsızca hem de kitapsızca hem de yarınsızca. ve ne zaman dara düşsen ya da kapatılsa yüzüne tüm kapılar bu kadın bil ki seni dinler. seni anlar. seni sarıp sarmalar.
olur ya bir gün yol üstünde karda kışta erken açmış bir menekşe görürsen eğer seyirci kalma acısına.
dilerim ki yedi renk gökkuşağı gibi geçsin günlerin ve gecelerin. dilerim ki hep sevilesin. kızma bana ama yüreğin yüzünden daha güzel. bitmeyecek içimde sana söylenecek sözler. bitmeyecek içimde sana yakılan türküler. bitmeyecek geceleri ayın şavkında körfeze karşı sana kaldırılan kırmızı şarap dolusu kadehler. bitmeyecek bu aşk, sen benden gittin ama sevdan kalbimden hiç gitmeyecek.
bu gece elimde bir kadeh kırmızı şarap dudağımda bir kısa camel yüreğimde sevdan gözyaşları içinde yakamozlarla kaplı denize senin için siyah bir gül ve sana aldığım hediyeyi attım.dalgalarla selam söyledim sana. dalgalara anlattım yanlızlığımı. bir sevda türküsü dökülüverdi ansızın dudaklarımdan. o an sen uyurken sımsıkı sarılıp bedenine öptüm seni habersizce dudağından.
benim dalgalara güvenim var. ulaştırırlar sana siyah gülünü de hediyeni de. ulaştırırlar bir gün elbet türkümü de.
gözlerimdeki rehineliğin bu gece sona erdi. senin benden acımasız bir korsan gibi çekip aldığın aşkını sana geri veriyorum. sana daha önce hiç söylemediğim cümleler yüreğimde yağmur bulutları gözlerimde sağnağa dönüşmeden gidiyorum.
adını sevdiğim...
sevdiğim...
hoşça kal"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder